ABD’nin Güvenlik Stratejileri ve Avrupa’nın Yanıtları
ABD’nin güvenlik stratejileri ve Avrupa’nın bu stratejilere verdiği yanıtlar, uluslararası ilişkilerin dinamiklerini nasıl etkiliyor?

ABD’nin Yeni Güvenlik Stratejileri ve Avrupa’nın Tepkisi
2025 yılı Ocak ayında göreve gelen Cumhuriyetçi Trump Yönetimi, Grönland üzerinde hak iddia ederek Avrupa Birliği’ni tehdit ederken, aynı zamanda Çin’e karşı Rusya ile iş birliği yapma çabasında. Bu çabalar, Ukrayna’nın stratejik madenlerine el koymak amacıyla Rusya’ya feda edilmesi ihtimalini içeriyor. Bu durum, Avrupa Birliği’ni Rus tehditinin hedefi haline getirme potansiyeli taşıyor.
Bu gelişmeler ışığında, Avrupa Birliği liderleri hızlı bir diplomasi süreci başlatarak 17 Şubat 2025’te Paris’te “Ukrayna ve Avrupa Güvenliği” konulu bir toplantı düzenlediler. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantının organizasyonunu üstlenen isimlerden biri oldu. Macron, daha önce NATO’nun işlevselliği konusunda eleştirilerde bulunmuş ve Fransa’nın Avrupa Birliği’nden çıkışı anlamına gelecek yeni politikalar önermişti.
Fransa’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıya Almanya, İtalya, İspanya, Polonya, Danimarka ve Hollanda katılırken, AB üyesi olmamasına rağmen İngiltere de toplantıda yer aldı. Burada NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Türkiye’nin AB savunma iş birliği çabalarına dahil edilmesinin önemine dikkat çekti.
Toplantı sonucunda, Türkiye, 2 Mart 2025’te Londra’da düzenlenecek “Rusya-Ukrayna Savaşı ve AB Güvenliği” toplantısına davet edildi. Bu toplantıya Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldı ve toplantıda birçok ülkenin Cumhurbaşkanı veya Başbakan düzeyinde temsil edildiği görüldü. Toplantıda, AB ülkelerinin 2030 yılı sonuna kadar savunma yatırımları için 800 Milyar Euro ayırmasına karar verildi.
AB’nin ekonomik ve savunma politikaları açısından çelişkili bir tutum sergilediği gözlemleniyor. Ekonomik birliktelik, kalkınma yardımları ve vize serbestliği gibi konularda sınırlarını Batı Avrupa ile daraltan AB, göçmen ve mülteci politikalarında ise savunma iş birliği konularında genişlemeye gitmektedir. Bu durum, güvenli bir sınır hattı arayışı doğrultusunda Gürcistan’ın üyelik sürecinin yeniden gözden geçirilmesine yol açabilir.
Öte yandan, AB’nin güvenlik politikalarının genişlemesi, komşu ülkelerin bu duruma nasıl yaklaştığını da sorgulatıyor. Özellikle Rusya, İran ve Irak gibi ülkelerin AB ile komşu olmayı isteyip istemediği merak konusu. Rusya, AB’nin genişlemesini ulusal güvenlik sorunu olarak değerlendirmekte ve bu durumu engellemeye çalışmaktadır.
İran’ın AB ile olan ilişkisi de benzer bir kaygı taşımakta. Sınırlarının dibinde, kendisine ambargo uygulayan bir AB görmek istemediği aşikar. Ayrıca, Azerbaycan ve Ermenistan’ın Avrupa Konseyi üyeliği ve bu ülkelerin AB ile olan ilişkileri, İran için endişe verici bir durum yaratmaktadır.
Bu resmi sınır politikalarının ötesinde, bölgede yaşayan halkların Türkiye’ye olan güveni de göz ardı edilmemelidir. Tarih boyunca, Türkiye’yi güvenli bir sığınak olarak gören bu halklar, devletlerinin politikalarından bağımsız bir şekilde Türkiye ile olan komşuluk ilişkilerini sürdürmek istemektedir.
Örnek olarak, 2014 yılında DEAŞ’ın Irak’ta yarattığı kriz sırasında Türkiye’nin sağladığı insani yardımlar, bölgedeki halkların Türkiye’ye olan güvenini pekiştirmiştir. Bu bağlamda, AB’nin belirlediği yeni güvenlik sınırlarının başarılı olabilmesi için, bu sınırlar içinde kalan devletlerin halklarının güvenini kazanması ve komşularıyla barışık olması büyük önem taşımaktadır.